Kadınlarda akciğer kanseri

Posted by

KADINLARDA AKCIĞER KANSERI

Akciğer kanseri, daha çok erkeklerde görülmesine rağmen yıllar içerisinde kadınlarda da giderek artan oranlarda görülmeye başlamıştır. Dünya çapında, akciğer kanseri kadınlarda meme ve kalın barsak kanserlerinin ardından en sık görülen üçüncü kanserdir. Ülkemizde ise 2017 verilerine göre meme, tiroid, kolorektal kanserin ardından dördüncü sırada görülür.

Meme kanseri tanı ve tedavisindeki gelişmeler, kadınların bu konuda bilinçlenmeleri ve erken tanı almaları gibi sebeplerle meme kanserine bağlı ölümler azalmış, göreceli olarak akciğer kanserine bağlı ölümler birinci sıraya yükselmiştir.

Kadınlarda ikinci dünya savaşı sonrasında giderek artan sigara içme oranlarına paralel olarak akciğer kanseri görülme sıklığında da artış gösterilmiştir.

Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde 1930’dan 1960’a kadar kadınlarda sigara içme oranı çarpıcı biçimde artmış, 1960’lardan itibaren akciğer kanseri olguları artışı izlemiştir. 1990’larda başlayan tütün yasakları ve bilinçlendirme çalışmaları 2003’ten itbaren meyvesini vermis ve kanser sayılarında her yıl yaklaşık yüzde 1’lik bir düşüş görülmeye başlandı.

Erkekler ve kadınların karşılaştırılması: Akciğer kanseri erkeklerde kadınlardan daha yaygın olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Geniş çaplı incelemelere göre sigara içmeyenler arasında, akciğer kanseri görülme sıklığı, kadınlarda (100.000 kişide yılda 14.4 ila 20.8) erkeklere göre (100.000 kişide yılda 4.8 ila 13.7) daha yüksektir. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri’nde, kadınlarda akciğer kanserinin yaklaşık yüzde 19’u, erkeklerde sadece yüzde 9’a kıyasla, hiç sigara içmeyenlerde ortaya çıkmaktadır.

Hücre tipleri: Kadınlarda adenokarsinom alt türünün daha sık olduğu önceden beri bilinmektedir.

RİSK FAKTÖRLERİ:

Tütüne maruz kalma: Tüm tütün mamullerihem kadınlarda hem de erkeklerde akciğer kanseri gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu ortaya konmakla birlikte, sigara içmeyen kadınlardaki nispi artışın endokrin faktörler ile akciğer kanseri gelişimini etkileyip etkilemediği sorusunu akla getirmiştir. Örneğin sigara içen kadınlarda akciğer kanseri gelişme riskleri sigara içen erkeklerden daha fazladır. Yani kadınlarda sigara daha fazla akciğer kanserine yol açabilmektedir. Daha önce sigara içmiş ve bırakmış kadınlarda risk, hiç sigara içmeyenlere kıyasla önemli ölçüde yüksek kalır. Pasif içicilerde akciğer kanseri gelişimi, hiç sigara içmeyenlere oranla yaklaşık 2,5 kat daha fazladır.

Radon gazı: renksiz kokusuz, havadan ağır radyoaktif bir gazdır.Radona uzun süre maruz kalındığında akciğer kanserine neden olabilir. Yeryüzünde Bazı bölgelerde görülür.Topraktaki radon, yukarı doğru hareket eder ve evlerin zeminlerinden veya duvarlarındaki çatlaklardan içeri sızar. Özellikle bodrum katlarda ve alt katlarda daha yoğun olarak birikebilir. Radon ile sigara “sinerjistik” etki gösterirler; yani, ikisine birden maruz kalındığında olacak zarar, ikisinin ayrı ayrı meydana getireceği zarardan daha büyüktür. Radon maruziyetinin, tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık %10-15 kadarından sorumlu olduğu tahmin edilmektedir. Radondan korunmak için özellikle yeni yapılan binalar ve alt kat evler sık sık etkin (karşılıklı cereyan yaptırılarak) havalandırılmalı, zemin ve duvar çatlakları kapatılmasına dikkat edilmelidir.

Hava kirliliği: Çin’de ve Asya ve Afrika’daki bazı diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de yeterince havalandırılmayan ocaklarda yemek pişirmek için kullanılan kömür, odun veya tezek dumanına maruz kalan kadınlarda akciğer kanseri insidansında artış gösterilmiştir.

Radyasyon tedavisi: Atom bombasından kurtulanlarda radyasyona maruz kaldıktan uzun yıllar sonra akciğer kanseri görülme sıklığında artış gösterildi.

Göğüs bölgesine radyoterapi alan lenfoma veya meme kanseri hastalarında, RT almayanlara kıyasla yıllar sonar akciğer kanseri geliştirme riskinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Hatta bu risk sigara içenler arasında daha da artmaktadır.

Ancak günümüzde yoğunluk ayarlı radyasyon tedavisi (IMRT) gibi modern tekniklerin kullanımının radyasyonla ilişkili akciğer kanseri insidansının azalması beklenmektedir.

Endokrin faktörleri: Geniş çaplı araştırmaların sonuçları,östrojen ve progestin tedavisinin akciğer kanseri riskinde artışa yol açtığını düşündürmektedir. En kapsamlı veriler iki çalışmadan gelmektedir: Östrojen artı progestin kullananlarda akciğer kanseri gelişme riski hormona maruz kalma süresiyle orantılı olarak arttığı gösterilmiştir. Akciğer kanseri teşhisi konan kadınlarda varsa postmenopozal hormon tedavisinin kesilmesi düşünülmelidir.

Genetik Faktörler: Benzer miktarda sigara içen bireylerin kanser gelişimindeki farklılıklar, genetik olarak kansere yatkınlığı düşündürmektedir. Ancak ailesel geçiş meme ve kolorektal kansere göre çok daha az oranlardadır.

Geçirilmiş akciğer hastalığı: Tüberküloz iyileşme nedbe dokusunda kanser gelişmesi erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da risk faktörü olarak gösterilmiştir.

Diyet, vitamin ve mineraller: Selenyum ve beta karotenin sigaranın etkilerini azaltması düşüncesiyle doksanlı yıllarda yapılan geniş çaplı çalışmalar hüsranla sonuçlandı ve erken sonlandırıldı. Son yıllarda D vitamininin koruyucu etkisi ile ilgili yayınlar göze çarpmaktadır.

Önleme: Akciğer kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 85 ila 90’ı sigarayla ilintili olduğundan, en etkili müdahale, insanların sigara içmelerini tamamen durdurmak olacaktır. Ancak bireyleri sigarayı bırakmaya ikna etmek kolay bir iş değildir. Sigara içmenin akciğer kanserine ve diğer ölümcül sağlık sorunlarına yol açtığına dair çok büyük kanıtlara rağmen, sigara içme oranları kabul edilemez derecede yüksek olmaya devam ediyor. Sigara içme prevalansı genç kızlar ve daha az eğitimliler arasında yüksektir. Diyet ve vitaminlerin rolü de dahil olmak üzere diğer akciğer kanseri önleme yöntemlerinin araştırılması da sürdürülmelidir.

Erken teşhis: Taramayı ve bu yaklaşımın faydalı olduğu belirli popülasyonların tanımını inceleyen klinik çalışmalardan elde edilen veriler ayrıca tartışılmaktadır.

TEDAVİ: Kadınlarda akciğer kanseri tedavisinin erkelerden ayrı bir algoritması yoktur. Öncelikle hücre tipi ortaya konduktan sonar hastalığın yaygınlığı için Evreleme yapılır. Hastanın kondüsyonu ve istekleri de göz önünde bulundurularak multidisipliner bir kurul tarafından tedavi şeması belirlenir. Tedavide

  • Cerrahi
  • Kemoterapi (Ilaç tedavisi)
  • Radyoterapi
  • Hedefe yönelik tedaviler
  • İmmünoterapi
  • Destek tedavisi opsiyonlarının biri veya birkaçı beraber veya sıralı olarak kullanılabilir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.